REGGIO EMILIA EĞİTİM SİSTEMİ

Klasik müfredat oluşturma biçimi genelde konunun ve öğrenme hedeflerinin belirlenmesi ve öğrenmeler başlamadan önce her şeyi planlamaya dayanır. Buna göre konuların ne şekilde ilerleyeceği önceden öğretmen tarafından belirlenir ve plandan sapmadan uygulanır. Çocuklara cevaplar çoğu zaman onlar sormadan sunulur. Bilgiler önlerine konur. Sonu önceden belirlenmiş bir öğrenmede çocuğun öğreneceği sadece planlanmış olandır. Bu da bize klasik eğitim sistemlerinde çocukların potansiyellerinin neden belli bir sınırı aşamadığını göstermektedir.
Reggio Emilia yönteminde ise konulara dair GENEL bir çerçeve yine öğretmen tarafından belirlenir ancak tek tek öğrenme hedefleri konulmaz. Esas olan programı çocuğu da dikkate alarak yani çocuğun katılımını sağlayarak oluşturmaktır. Çünkü Reggio Emilia sisteminde ‘katılımcılık’ kelimenin tam anlamıyla kullanılmaktadır.
Reggio sisteminin altında temel bir görüş yatar: çocuğun imajı. Reggio Emilia sistemi teori, uygulama ve araştırma yapı taşlarından oluşur. Çünkü Reggio çocuğu zengin kaynaklara sahip, güçlü ve yetkilidir. Reggio yoluna girerken benimsememiz gereken bir numaralı altın kural çocukları basit ihtiyaçları olan canlılar olarak görmekten vazgeçip meraklı, potansiyeli olan, başka insanlarla iletişim kurma ihtiyacında olan, büyümek isteyen ve bir takım haklara sahip eşsiz varlıklar olarak görmeye başlamaktır. Tüm bu potansiyellerin ilk önce ortaya çıktığı ve gözlemleme şansına sahip olabileceğimiz yer bir öğrenme grubudur. Yani okullardır.
Bu durumda Reggio öğretmeni uygun öğrenme ortamını öğrencilerine sunmadan önce şu dört adımı atmalıdır:
1. Öğrencilerin ilgisinin yönüne bakılarak bir konu belirlenir. Öğretmenler, birbirleriyle, okul yönetimiyle ya da ailelerle bir araya gelerek bir proje içindeki çeşitli öğrenme olasılıklarını değerlendirirler. Böylece hem kendilerine her olasılığa hazır olma şansını verirler hem de çocukların daha çok şey öğrenebilmelerine imkan tanırlar.
2. Öğretmen, belirlenen konudan ne tarz öğrenmeler çıkabileceğine dair hipotezler üretir. Pek çok olasılık bir araya getirilir ancak herhangi bir planlama yapılmaz. Böylece öğretmen ortaya çıkabilecek öğrenmeler konusunda hazırlıklıdır ancak planın olmaması çalışmalara bir esneklik payı kazandırır ve böylece çocuğun ilgisi yönünde hareket etmeyi mümkün kılar. Çocuklar sorular sorarak cevaplara ulaşmaya çalışırlar. Kimi zaman öğretmenin kendisi de cevapları bilmez ve öğrenme birlikte gerçekleşir. Bu sayede çocuklarda okula dair bir aidiyet duygusu oluşturmak, büyük bir çabanın parçası olmalarını sağlamak ve anlamları onlarla paylaşmak mümkün olur.
3. Ortaya çıkmış konuyla ilgili olasılıkları değerlendirmesinin ardından öğretmen, mekanı, materyalleri, düşünceleri ve durumları organize eder. Yani öğrenmeye uygun ortamı sağlar.
4. Ortam hazırlandıktan sonra öğretmen ortamda hazır bulunur ancak müdahaleci bir tutum sergilemez. Öğretmenin görevi çocuklara sürekli olarak meydan okuyarak ilgilerini taze tutmaktır. Onları zorlayan sorular sorarak konu üzerinde düşünmelerini ve teoriler üretmelerini sağlar. Yani öğretmen çocuklarıateşler.
İşte projeler bu döngünün içinde ilerler: Çocukların ilgilerini belirleyerek teorileri yakalamak, olasılıkları değerlendirmek, ortamları hazırlamak, çocukların ilgisini ateşlemek, teorileri yakalamak….


Reggio Emilia
Bu tarz bir planlama çocuğun gelecekteki ilgilerinin ve kararlarının özgür bir ortamda, baskı olmadan belirlenebilmesi adına büyük önem taşır. Çocuk doğru cevaplara ulaşabilmek için doğru soruları sormayı öğrenir. Böylece önemli kararlar alması gereken zamanlar geldiğinde kendisine doğru soruları sorup doğru kararları alabilecek kapasiteye ulaşır.
Gandini’ye göre “Kendisine yönelik öğrenme sürecinin bir parçası olmak ve öğreneceği şeyleri seçme şansına sahip olabilmek temel bir insani haktır”.

Kaynak: Edwards, C. (1993). The hundred languages of children: The Reggio Emilia approach to early childhood education. Ablex Publishing Corporation